Sanat Kurumları
Comment 1

Zıtlıkları ve Benzerlikleri ile İstanbul Modern, Bilbao Guggenheim ve Tate Modern

Her yıl dünyanın dört bir yanında sayısız sergi açılıyor. Bu sergilerden bazısı büyük sanat kurumlarında, bazısı küçük sanat galerilerinde, kimi de kamusal alanlar gibi farklı mekanlarda gerçekleşiyor. Büyük sanat kurumlarında ve müzelerde gerçekleşen sergiler çoğunlukla kendi adından bahsettirmeyi başarıyor ve ziyaretçi alıyor. Ancak bütçesi sınırlı ve ufak ölçekteki sanat mekanları etkinliklerini izleyici ile buluşturmakta zorlanıyor.

Peki bu adından sıkça bahsettiren “büyük” sanat kurumları nasıl başarıyor milyonlarca izleyiciye ulaşmayı ve sergilerini tanıtmayı; hatta kimi zaman şehre milyonlarca turist çekmeyi?

Bu soruyu cevaplamadan önce belki de bu dev müzelerden biraz bahsetmek gerekli. Kültürel bir hub haline gelmiş sanat kurumları hakkında bilgiye sahip olmak istiyorsak eğer; zıtlıklar ve benzerlikler, bahsi geçen “modern sanat müzeleri” ya da “çağdaş sanat müzeleri” hakkında bize ipuçları verebilir.

Karşılaştırmaların anlam ifade etmesi için; yerel ve küresel ölçekte bilinen kurumlardan İstanbul’da yer alan İstanbul Modern ile İngiltere’den Tate Modern ve İspanya’dan Bilbao Guggenheim’ı ele alalım. Bu kurumlar arasında ilginç benzerlik ve zıtlıklar bulunuyor. Kuruma has mimari yapı, markalaşma, şehir yapılanmasındaki konumu, programlama, kurumsal iletişim ve yıllar içerisinde nasıl değişim gösterdiği temel maddeler olarak incelenebilir.

1367bec1277be6b767fe1fbe2d95bbaa

Photo credit: Pawel Paniczko

Mimari yapı ile harikalar yaratmak mümkün! Bunun belki de en canlı örneklerinden biri Frank Gehry elinden çıkma Guggenheim Bilbao. Tate Modern ve İstanbul Modern için de sahip oldukları binalar çok büyük anlam ifade ediyor. 

İsviçreli Herzog & de Meuron 2000 yılında Giles Gilbert Scott’ın eski Bankside Power Station binasını renove ettikten sonra burası Tate Modern’e ev sahipliği yapmaya başlamış. Geçtiğimiz yıllarda açılan yeni “Switch House” bölümü de karışık tepkiler almasına karşın müze direktörü Frances Morris’den tam not almış (Chatel, M. 2016). Morris, daha önce böyle bir açık alanı olmayan müzede şimdi olasılıkların sonsuz olduğunu, ifade ediyor.

The Guggenheim Bilbao adlı makalesinde Jim Lane’e göre; Tate Modern’in yenilenen elektrik santrali binası, 20. yüzyıl özellikleri taşıyan bir bina olarak tanımlanabilirken, Guggenheim Bilbao ise 22. hatta 23. yüzyılın mimari trendlerini yansıtıyor.

23TATE-superJumbo

Photo credit: Andy Haslam for The New York Times

Bunun yanında, Thames Nehri kenarında konuşlanan Tate Modern binası, kapısını ziyaretçilere açtığı günden beri çevresini dönüştürüyor. Artists, Galleries and Regeneration adlı makalede Tate’in çok fiziksel bir binaya sahip olduğuna ve sadece bir sergi alanı olmaktan ziyade, uzun vadeli ilişkilerin değerinin bilincinde olduğuna vurgu yapılıyor (Gallery of Modern Art Glasgow, 2008). Bu iki yapı birbirleriyle kıyaslandığında; biri tarihin izlerini taşırken, diğeri yenilikçi bir yaklaşımla sıfırdan ortaya çıkarılıyor.

Aslında Guggenheim Bilbao binasını diğer örneklerden; yani Tate Modern ve İstanbul Modern’den ayıran özelliklerden en önemlisi; Evdoxia Baniotopoulou tarafından Art For Whose Sake? Modern Art Museums and Their Role In Transforming Societies: The Case of The Guggenheim Bilbao makalesinde de belirtildiği gibi “simgesel binalar”ın aynı zamanda belirli politik koşullarla da ilişkilendirilebileceğidir. Etnik kimliğin ayrı bir önemi olduğu bir bölgede; bu kimliğin hem bireysel hem de resmi seviyede işlev gösterebilecek kadar özgün bir görsel hatırlatıcısı, bir referans noktası ve kentsel gururun dinamosu olabilmektedir –ki burada Guggenheim Bilbao’nun simgesel bir bina olduğu kastedilmektedir.

594f83ac18c7732b9c99c2f7

Photo credit: hurriyet.com.tr (25.06.2017)

Diğer yandan, Tate Modern gibi tarih ile ilişkisini yeni işleviyle sürdüren sanat mekanları arasında 2004 yılında Boğaz kıyısında 8000 metrekarelik bir alana inşa edilen İstanbul Modern’i de sıralayabiliriz. İstanbul Modern’in şu anda inşaat halindeki mekanı ile ilgili spekülasyonlar süredursun; ilk kurulduğu dönemde mekan sıfırdan inşa edilmek yerine eski depo alanının dönüştürülmesiyle ortaya çıkmıştı.

IMG_2289

İstanbul Modern’deki “Liman” Sergisi’nden

 

Mimarinin taşıdığı önem, özellikle İspanya şehirleri arasında (Barcelona, Madrid, Seville) turist ilgisi anlamında görece gölgede kalan Bilbao’ya gelen turist sayısına etkisi olan Guggenheim binası örneğinde açıkça görülüyor. Fakat bu kurumlar sergi programlarına özen göstermeden sadece binalarıyla bir anlam ifade edebilirler miydi? Tate Modern’in 2017 Kasım’da izleyiciyle buluşturduğu, 2 Nisan 2018’e kadar görülebilecek Modigliani sergisi ve yaklaşan Picasso sergisi, kurumun sergi programı hakkında fikir veriyor. Genellikle sanat tarihinde önemli bir yer edinmiş modern sanatın öncüsü sanatçıların sergilerinin (Georgia O’Keeffe, Alexander Calder, Henri Matisse, vb.) yanı sıra günümüzün parlak isimlerinin (Ai Weiwei, Olafur Eliasson, Anish Kapoor, Louise Bourgeois, Superflex, Philippe Parreno, Tacita Dean, vb.) işleri de Turbine Hall’da sergileniyor. Sadece sergilenen isimlerin izleyici çekme potansiyeli bile kurumun prestijine katkı sağlayabilecek güçte. Guggenheim Bilbao sergi programına baktığımızda; modern ve çağdaş sanata yoğunlaşan, yine Tate Modern gibi, odaklandığı dönemin önemli isimlerinin (Francis Bacon, Louise Bourgeois, Andy Warhol, Jean Michel Basquiat, Jeff Koons, Yoko Ono) sergilerine yer veren bir plan söz konusu. Bu önemli isimlerin sergilerinin yanı sıra tematik karma sergiler de müze programında yer alıyor. İstanbul Modern sergi programında; geniş bir izleyici kitlesine hitap etmesi hedeflenen Türk Modern ve Çağdaş Sanatı’ndan kişisel (Fahrelnissa Zeid, Fikret Mualla, Erol Akyavaş, Mehmet Güleryüz,  Sarkis, Cihat Burak, Kutluğ Ataman, Hüseyin Çağlayan, vb.) ve karma sergilere ek olarak, özellikle fotoğrafa yoğunlaşan seçkilere de yer veriliyor. İstanbul Bienali ve Tasarım Bienali kapsamında her yıl bir etkinliğe de mekanını açan İstanbul Modern, bu biennaller için şehre gelen yerli ve yabancı turisti de ağırlıyor. Farklı şehirlerde yer alan bu üç sanat mekanı da sergilerin yanı sıra mekanlarında düzenli olarak söyleşiler, paneller, atölye çalışmaları, sergi turları, çocuklarla gerçekleştirdikleri etkinlikleri vb. ile mekanları canlı tutmayı ve ziyaretçi çekmeyi başarıyorlar.

IMG_4073

15. İstanbul Bienali’nde Kemang Wa Lehulere’nin 2017 “Kuşların Konferansı” isimli çalışması

Peki bu sanat kurumlarının çevreleri ile ilişkileri ne durumda?

Komşuları ve yakın çevrelerindeki bireylerin yanında, içinde yer aldıkları kentin insanı ile iletişim kurmayı başarmaları da mimari özellikleri kadar önemli. Bu yapıların çevrelerine olan etkisi açıldıkları günden beri tartışılmakta. Gerek ekonomik, gerekse sosyal düzeyde bulundukları bölgeyi kalkındıran bu kurumlar; çeşitli araştırmalarla da incelenmekte. Gözle görülür biçimde bu mekanların çevrelerinde beliren oteller, kafe ve restoranlar, dükkanlar ile yerel belediyeler tarafından yeniden düzenlenen kamusal alanlar, bu sanat kurumlarının çevrelerinde yarattığı dönüşümün neticeleri.

IMG_4076

15. İstanbul Bienali’nde Alper Aydın’ın 2017 “D8M” isimli projesi

Locum Destination tarafından yayınlanan Transforming the Thames (Thames’i Dönüştürmek) adlı incelemede, “Tate Modern’in büyük bir ses getirerek açıldığı ve yalnızca pozitif toplumsal ve medya reaksiyonuyla karşılaştığı” belirtiliyor. Her ne kadar günümüzde, yeni açılan bölümü komşuları ile arasında çeşitli sorunlar yaratmış olsa da; aynı incelemede belirtildiğine göre Tate Modern, “Ticari anlamda başarılı olmanın yanı sıra, sadece ilk altı ayında 2.9 milyon ziyaretçi ağırlayarak, yerel yönetim tarafından yürütülen, bu bölgenin sosyal katılımcı ekonomik dönüşümüne dair planlara katkıda bulunabilmiştir”. (2001) Bu başarıda kuşkusuz medyanın, reklam faaliyetlerinin, planlama ve sergi politikalarının, mimari yatırımın, kadronun ve yerel yönetim desteğinin katkısı büyük.

Diğer yandan Baltimore çıkışlı bir Amerikan zinciri olarak adlandırılabilecek Guggenheim’ın Bilbao’daki “şubesinin” başarısı (ya da başarısızlığı) muhakkak açılmadan önce tüm dünyada merak konusu olmuştur. Var olan bir markanın yarattığı beklentinin altından “Bu müzeyi özellikle ilginç kılan onun – büyüleyici mimari, büyük bir koleksiyon ve dünya çapında devasa tanıtım çalışmalarına bağlı olarak – inanılmaz başarısı, onu muhtemelen diğer projeler için bir örnek haline getirecektir” (Smyth 1994) ve benzeri olumlu yorumlarla kalkmayı başardı.

İstanbul Modern’in hem İstanbul hem de Türkiye çapındaki başarısının ardında; kendi kadrosu tarafından yürütülen sanat politikası, tanıtım çalışmaları, üyelik programları ve mimarisiyle birlikte Eczacıbaşı ve İKSV desteğinin de önemi büyük.

 

1 Comment

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google photo

You are commenting using your Google account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

Connecting to %s